Çin ve İnsan Hakları İhlalleri

Hükümetin ileri sürdüğü argüman, Çin’in ekonomik gelişmesinin önkoşulu olarak toplumsal istikrardır. Ekonomik gelişme olmadan, politik istikrar ve temel toplumsal uyum olmadan ülke toplumun ihtiyaç duyduğu temel hizmetleri sağlayamaz. Çinli yöneticiler, özellikle eski Sovyetler Birliği karşısında bu düzeye erişmiş olmaktan gurur duyuyorlar. Bence bu argüman sorunludur, çünkü toplumsal istikrar dinamik bir dengeye dayanır. Eğer hükümet baskıcı olursa meşruiyet tartışma konusu edilir. Bundan böyle hükümet kısa vadeli bile olsa istikrara kavuşamaz ve çözülüp dağılması devleti felakete sürükleyebilir.

1976 yılında Kültür Devrimi’nin sona ermesinden bu yana Çin derin politik dönüşümlerden geçti. 1976-1989 arasında çok cesaretlendirici bir gelişim gösterdi ve hükümet her türlü olanağa adım adım açıldı. Bununla birlikte, hükümet ile öğrenciler arasındaki çatışma, örneğin, iki ideoloji arasındaki bir sürtüşme olarak özetlenemez. Öğrenciler özellikle yolsuzlukla ya da kendilerini toplumun vicdanı yapan bazı otoriter denetim mekanizmalarıyla ilgili politik sorumluluk soruları ortaya attılar. Öncelikle, hükümet etkili bir karşılık veremeyince, idare bu etkisizliğin acısını çekti. Bir aşağılık duygusu ortaya çıktı, özellikle de Mikhail Gorbaçov ile dünya çapındaki diğer yöneticilerin ziyareti sırasında. Onların gördükleri, oldukça etkisiz ve uyumsuz biçimde yönetilen bir Çin oldu ve bu aşağılık duygusu sert bir askeri çatışmaya yol açtı. Hükümet, rövanşı almak isteyen, düzeni yeniden kurmak isteyen ve en güç yöntemi uygulayarak hayatta kalmaya çalışan yaralı bir hayvan gibi davrandı. 1989 trajedisine yol açan bu yaklaşım oldu.

Ama bu durum, Konfüçyüsçü geleneğin ya da daha geniş olarak Çin düşünce geleneğinin her zaman için otoriter denetim mekanizmalarını desteklediği ve bireyi asla saygıyla karşılamadığı şeklindeki akıl yürütmeyi asla doğrulamaz. Çok daha karmaşık olan bir başka otoriterlik örneğiyle, Singapur örneğiyle karşı karşıya olduğumuz da doğrudur. Söz konusu durumda, önceki dönemin birçok diktatörlüğünde olduğu gibi, kabaca baskıcı bir otoritarizm söz konusu değildir. Başka bir mekanizma işlemektedir ve şöyle ifade edilmiştir: “Singapur çok düşman bir ortamda yaşamaktadır ve hayatta kalmasını, bilim, teknoloji ve bazı Batılı kurumlar onun politik kültürünün bir parçası olacak şekilde sağlamak zorundadır. Buna karşılık, Batı’nın müsamahakârlığı, bireycilik, kısıtlamasız ifade özgürlüğü, bütün bunlara Singapur izin veremez, çünkü bu toplum ırklar, diller ve kültürler arasında belli bir uyumu korumak zorundadır.” Bu argüman pek ikna edici değildir, çünkü Singapur, bir kuşak içerisinde, otoriter bir mekanizmadan daha liberal ve daha açık bir başka anlayışa geçmiştir. Ve yeni kuşak muhalif sesleri algılamaya daha açıktır. Singapur ve Çin, ikisi de, Tayvan’ın giriştiğine benzer bir demokratikleşmeye kalkışmalıdırlar. Doğal olarak bu gelişme kaotik tercihlere ve çeşitli şiddet olaylarına yol açabilir.

Sorun, bu tür süreçleri, yapısal modernleşmenin karmaşık yapısını daha hakim olunabilir kılacak şekilde nasıl dengeleyeceğini bilmektir. Değerler ve kültürler sorununu, mevcut kültürel güçleri ele almamız gereken bu bileşimin içinde, Konfüçyüsçü insan haysiyeti ve bireyin gelişimini prensip olarak insan haklarıyla bağdaşmaz kabul etmek bir yanılgı olur.

Bilgiler Kitabı’ndan Alıntıdır.

Advertisements
This entry was posted in siyaset and tagged , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s